"Kaza 'Geliyorum' demez ama bu kriz 'Geliyorum' dedi"
"Siyasi sorumluluğu sıfır olan insanların, koskoca ülkenin seçim tarihi gibi çok önemli bir siyasi meselede ahkam kesiyor olması çok garip”
"Ekonomideki kötü durum, berbat durum algı yönetimiyle kapatılmaya çalışılıyor"
"Bu ülke savaşın ortasında bile 'hukuk' diyen bir anlayışla kuruldu"
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, NOW TV'de İlker Karagöz'ün sunduğu Çalar Saat programında gündemi değerlendirdi. Borsa ve yatırım fonlarındaki piyasa dolandırıcılığı iddialarını, enflasyon beklentisini, tarımdaki tabloyu, TÜİK'in denetlenmesi gerektiğini, çözüm sürecindeki iletişim eksikliğini, seçim tarihi tartışmalarını ve ittifak çalışmalarını değerlendiren Babacan, fon skandalında kazanç elde edenlerden paranın geri alınması gerektiğini söyledi. "Sadece bu paraları alıp götürenler değil, bu paraları alıp götürenlere yardım eden, bütün bunlara göz yuman veya görevi ihmal eden ya da bu paraları onlarla paylaşan kim var kim yoksa tabii ki en ağır cezalara tabi tutulmalıdır. Bunu yapacaksınız ki ileride bir daha böyle bir şey olmasın” ifadelerini kullanan Ali Babacan, şunları söyledi:
"Hatası olan, suçu olan, ihmali olan, bu işten doğrudan ya da dolaylı para kazanan kim var kim yoksa en ağır cezayla karşılaşması lazım”
“İyi hukukçular bulacaksınız, uluslararası hukukçular. ‘Arkadaş, bu adam benim memleketimde 500 bin kişiyi dolandırdı’ diyeceksiniz. Vereceksin yetkiyi. İyi bir hukukçular network'ü ve bunlar çatır çatır tahsil edilir. Tahsil edeceksiniz, ondan sonra insanlara ödeyeceksiniz. Çözüm bu. Bu işten bir kazananlar var. Ama bu işten kazananlara yardımcı olan, buna göz yuman, belki de ortak olan, arkada da bir menfaat şebekesi de olabilir. Muhtemelen de vardır. Sadece bu paraları alıp götürenler değil, bu paraları alıp götürenlere yardım eden, bütün bunlara göz yuman veya görevi ihmal eden ya da bu paraları onlarla paylaşan kim var kim yoksa tabii ki en ağır cezalara tabi tutulmalıdır. Bunu yapacaksınız ki ileride bir daha böyle bir şey olmasın. Yoksa güveni oluşturamazsınız. İnsanlar şöyle düşünmemeli Türkiye'yle ilgili: 'Ben paramı yatırırım ama bir gün ya birileri çarparsa? Hisse senedi alıyorum ama ya fiyatı o değil de başka bir şeyse?' Onun için yapılması gereken, ki şu an bana göre ilk adım, bu işi bir izole etmek. Bu yayılma etkisini önlemek için izole etmek, bu fonları bir tasfiye sürecine sokmak ve bir bakıma o kanserli hücreyi diğerlerinden izole etmek, ilk adım olarak doğru bir adımdır. Ama yeterli değildir. Bundan sonrasının da çok iyi yönetilmesi lazım ve kimsenin gözünün yaşına bakmamak lazım. Hatası olan, suçu olan, ihmali olan, bu işten doğrudan ya da dolaylı para kazanan kim var kim yoksa da hak ettiği en ağır cezayla karşılaşması lazım. Başka türlü olmaz. Bir daha bu işler Türkiye'de olacak endişesi olursa bizim hiçbir zaman sermaye piyasamız gelişmez. Çünkü sermaye piyasasının özü güven. Güven olmayınca olmaz."
"Fonların değerini şişirici işlemler yapılıyorsa bu da piyasa dolandırıcılığıdır"
Borsa ve yatırım fonlarında yaşanan skandalı değerlendiren Babacan şu tespitlerde bulundu: “Dosyalar şu anda yargının elinde ya da ilgili kurumların elinde. Ne olmuş? Bazı hisse senetleri ilk piyasaya sürülürken, aslında 2 lira ederken birileri bir 0 eklemiş, bunu 20 liraya piyasaya satmış. Daha ilk halka arzda sorunlar var. Bu yetmiyor, bu hisse senetlerinden oluşan fonlar var. Bunlardan alıyorsunuz böyle 300 tane, 500 tane. Bu hisse senetlerini karıştırıyorsunuz, bir havuza koyuyorsunuz, 'Bu fondur. Bu fona yatırım yapın' diyorsunuz. Bu fona yatırım yaptığınız anda aslında 2 lira eden hisse senedini mesela 20 liraya almış oluyor musunuz? Bir. İkincisi, bu fonun değerlendirmesini yaparken ya da bu fona yatırım yapanlar, bu fonun diyelim ki toplamda değeri bu sefer 2000 liraysa fon, yanına birileri gelip de bir sıfır daha ekliyorsa, bu fon 20 bin liradan artık işlem görmeye başlıyorsa ya da yatırımcılara 'Bak, sizin 2000 liranızı 20 bin lira yaptık' diye birileri anlatıyorsa ve bu da fiktif işlemlerle yapıyorsa bu Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107'nci maddesinde piyasa dolandırıcılığı suçudur. İlk halka arza, o dedim ya, 2 liralık hisse senedini 20 lira olarak halka arzına izin vermek nasıl piyasa dolandırıcılığı suçuysa bu fonlara yatırım yapan insanlar, belli bir sayıda insanlar eğer fonların değerini şişirici işlemler yapılıyorsa bu da piyasa dolandırıcılığıdır. Bütün bu olan bitenin arkasında neler var? Kim ne kadar suçlu? Bunun çok detaylı bir şekilde artık incelenmesi gerekiyor."
"Kaza 'Geliyorum' demez ama bu kriz 'Geliyorum' dedi"
MSCI'ın Türkiye uyarısını hatırlatan Babacan şunları ifade etti: "Bir de bu kriz 'Geliyorum' dedi. Nereden anlıyoruz? Kaza 'Geliyorum' demez ama bu kriz 'Geliyorum' dedi. Nereden anlıyoruz? Bir, MSCI dediğimiz Uluslararası Endeks Kuruluşu bir uyarı yayınladı. 'Biz Türkiye'de hisse senedi piyasalarında bir problem görüyoruz. Bir sıkıntı var. Eğer bunlar düzeltilmezse biz kasım ayında Türkiye'nin dünya piyasalarındaki hisse senetleri piyasasındaki kategoriyi değiştirebiliriz ya da incelemeye alabiliriz' dedi. 'Şu anda biz gelişmekte olan ülkeler piyasasındayız ama biz bunun sınır piyasası dediğimiz, frontier dediğimiz daha alt lige taşıyabiliriz. 'Türkiye'deki hisse senedi piyasalarının ligini düşürebiliriz. Bir alt ligde işlem görebilir. İkincisi, Hazine ve Maliye Bakanı'nın son bir yıldır yaptığı açıklamalarına bakacak olursak ara ara uyarılar görüyoruz. 'Sıkıntı var borsada, problem var' diyor. Bunu kime diyor? Aslında bağımsız şekilde çalışması gereken denetleme ve düzenleme kurullarına diyor. Bir problem çıktığında, böyle bir şeyler olduğunda Borsa İstanbul ne yapabilir? Diyelim ki SPK'ya bildirebilir. ‘Ya, burada bir sıkıntı var, siz bir bakın’ diye. SPK gerçekten problem görürse, ki 107'nci maddede açık, bunu karara bağlar, yargıya, savcılığa suç duyurusunda bulunur. ‘Biz şöyle şöyle bir suç tespit ettik’ diye. Fakat bütün bu süreçte, bütün bu süreçte niçin geç kalındı? Neden erken tedbir alınmadı? Bunların hepsinin şimdi bir denetlenmesi gerekiyor. Tabii ki yargı denetimi başlamış durumda ama bir de idari denetim yapılmasında ben böyle bir durumda fayda görürüm.”
"Bu benim görevimdi, yapamadım’ diyen insanların yargı kararını ya da idari denetimi beklemeden ayrılmalarında ben fayda görürüm”
Skandalda sorumluların durumunu değerlendiren Babacan şöyle konuştu: “Mutlaka bu işle ilgili sorumluluk hissi olan, ‘Bu benim görevimdi, yapamadım’ diyen insanların fazla da yargı kararını beklemeden ya da idari denetimi beklemeden ayrılmalarında ben fayda görürüm. O güvenin yeniden inşasında, faydalı olur. Ama tabii bu herkesin kendi penceresinden baktığı bir karardır” diyen Babacan, "Türkiye'de tabii istifa kültürü artık kalktı. Görevinden affını dileme ve affını kabul etme gibi bir devlet yönetim kültürü var şu anda. İnsanların durup dururken 'Ben yapamadım, istifa ediyorum' özgürlüğü de yok. 'Dur arkadaş, nereye gidiyorsun?' deyiveriyorlar hemen. Onun için bunun geri planda konuşulup, bir şekilde önceden konuşulup, görevden alınma mı olur, istifa mı olur, görevden af mı olur falan... Bir şekilde güveni yeniden inşa etmek istiyorsanız, kadrolarla ilgili hangi seviyede, ne kadar... Dediğim gibi, o sorumlular kendilerini bilirler. 'Bu benim görevimdi, ben bunu yapamadım.' Bunu düzgün bir yönetici bilir. 'Ben yapamadım, bu benim hatam' diyebilir. Dolayısıyla bunu bir yapmak lazım.”
"Siyasi sorumluluğu sıfır olan insanların, koskoca ülkenin seçim tarihi gibi çok önemli bir siyasi meselede ahkam kesiyor olması çok garip”
Kendisine yöneltilen "16 Nisan 2028 tarihinde seçim açıklaması Mehmet Uçum'dan geldi. Buna ne diyorsunuz?" sorusunu yanıtlayan Babacan şu ifadeleri kullandı: "Siyasi sorumluluğu sıfır olan insanların, koskoca ülkenin seçim tarihi gibi çok önemli bir siyasi meselede ahkam kesiyor olması çok garip bir durum. 1200 odalı külliyede başka bir siyasi figür yok mu, siyasi kişilik yok mu? Ya da daha önce bir şekilde siyasetin içinde olmuş, siyasetin o yükünü çekmiş, dışarıdan ahkam kesmeyen ama bizzat siyasetin o yükünü çekmiş insanlar hiç mi yok? Bu ülkenin hiç mi bakanı yok? Bu ülkenin bir de cumhurbaşkanı var. Bütün bunların aslında konuşması gereken ve karar vermesi gereken bir alanda sıfır siyasi sorumluluğu olan bir kişi dışarıdan bir şeyler söylüyor. Bunun üzerine ben yorum yapmayı bile zül görürüm.”
"Faiz bütçesini 2 trilyon 800 milyar yapıp tarıma 160 milyar destek verdiyseniz gıda enflasyonu da düşmez, çiftçinin de yüzü gülmez"
Kendisine yöneltilen "Memlekette bittik demeyen bir kesim yok. Sanayici de aynısını söylüyor. İşte bir anne, bir baba, emekli, asgari ücretli, orta direk kalmadı. Herkes bunu söylüyor" değerlendirmesi üzerine son dönemde yaptığı il ziyaretlerini aktaran Babacan şunları söyledi: "Ben son 1 aydır 10 tane ili ziyaret ettim. Trabzon'dan tutun da Bayburt, Gümüşhane, Kars, Ardahan. Van'dan tutun da Elâzığ, Erzincan, Sivas. Gittiğim her yerde çiftçi feryat ediyor, 'Ben zarar ediyorum, batıyorum, artık bu işi yapamayacağım' diye. Gençler artık tarımdan uzaklaşmış durumda. ÇKS sisteminde kayıtlı çiftçilerimizin ortalama yaşı şu anda 57. Türkiye'de 'Ben tarımla uğraşıyorum' diyen insanların yaş ortalaması 57. Bu ne demek? Gençler gelmiyor demek. Gençlerin gelmediği bir sektör ölüyor demek. Koskoca Ardahan'ın, Kars'ın o büyük yaylalarında, meralarında böyle büyüteçle arıyorsunuz ki 'Acaba bir hayvan sürüsü görebilecek miyim?' diye. Dürbünle bakıyorsunuz ufukta bir acaba küçükbaş, büyükbaş hayvan var mı diye. Koskoca yerler boş. Ondan sonra gidiyorsunuz ta Allah'ın Uruguay'ından gemi gemi canlı hayvan ithal ediyorsunuz. Bilmem nereden et ithal ediyorsunuz. Tarıma destek vermek lazım. Yemin yarısını devletin karşılaması lazım. 6 yıldır ben söylüyorum ekranlarda. Gübrenin yarısının devlet tarafından karşılanması lazım. Siz eğer faiz bütçesini 2 trilyon 800 milyar yapıp da tarıma 160 milyar destek verdiyseniz, bu ülkede gıda enflasyonu da düşmez, çiftçinin de yüzü gülmez."
"Ekonomideki kötü durum, berbat durum algı yönetimiyle kapatılmaya çalışılıyor"
Kendisine yöneltilen "Siz bir devlet okulunda askıda tost haberini gördüğünüzde ne düşünüyorsunuz?" sorusunu yanıtlayan Babacan şu ifadeleri kullandı: "Gerçekten çok üzücü. Bunlar olmaması gereken işler, yapılmaması gereken işler. Türkiye bunu hak etmiyor. Vatandaşlarımız bunu hak etmiyor. Bizim tertemiz vicdan sahibi insanlarımız, sürekli bir güvenlik konseptiyle, bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya algı olarak. Ve insanlarımız 'Memleketimiz bir olsun, bütün olsun da memleketimizin güvenliği sağlansın da ben fakirliğe razı olayım' diyor. Ve şu andaki ülkeyi yönetme politikası bu güvenlik risklerini biraz olduğundan belki daha yüksek planda, daha yüksek dozda işlemek ve fakirliğe razı olun çünkü ülkemiz tehdit altında. Bu ülke bunu hak etmiyor. Yapılması gereken gerçeklere dönmek. Ekonomide gerçeğe döneceksiniz ve ülkenin bekasıyla ilgili konularda da gerçek tablo neyse onu da vatandaşlarımıza olduğu gibi paylaşacaksınız. Bu mümkün, bu yapılabilir. Ama ekonomideki bu kötü durum, bu berbat durum bir algı yönetimiyle şu anda kapatılmaya çalışılıyor. Bu doğru bir şey değil."
"Bu ülke savaşın ortasında bile 'hukuk' diyen bir anlayışla kuruldu"
Kendisine yöneltilen "Öcalan'ın bir villasının ya da konutu olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusunu yanıtlayan Babacan şu ifadeleri kullandı: "Bu hususun önce asıl sorumlu kuruluşlar tarafından bir teyit edilmesi lazım. Çünkü cezaevlerinden sorumlu kurum Adalet Bakanlığı. Adalet Bakanlığına bu konu sorulduğunda 'Böyle bir şey yok' demiş idi bir süre önce. Ama şimdi Sayın Bahçeli 'Var' diyor. Bu var mıdır, yok mudur? Öncelikle bir onun ortaya konulması lazım. Eğer varsa, o zaman da bir yasal altyapısının, bir mevzuat altyapısının da toplumla paylaşılması lazım. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin biz bir hukuk devleti olması gerektiğini hep söylüyoruz. Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında, Kurtuluş Savaşı'nda dahi meclisi çalıştıran, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni çalıştıran, aldığı her kararı meclisin istişaresiyle ve oylamasıyla alan ve yaptığı her şeyin arkasına da bir hukuk normu koyan bir temel üzerine cumhuriyet kuruldu. Savaşın ortasında meclis çalıştı, kanunlar yazıldı, kararlar meclis olarak alındı. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti, hukuk temeli üzerine kurulmuş bir cumhuriyet. Unutmayalım, savaşın ortasında bile 'hukuk' diyen bir anlayışla bu ülke kuruldu. Demek ki bugün itibariyle de hukuk çok önemli, mevzuat çok önemli. 'Biz işte bunu yaptık, yapmak zorunda kaldık, süreç gerektiriyordu, şu bu falan filan.' Bu doğru değil. Eğer yapıldıysa da çıkıp hangi hukuk zeminde yaptınız, niye yaptınız? Bunun vatandaşlarımızla paylaşılması lazım."
Yorum Yazın