Genel

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: "Türkiye'de artık seçimin zamanı gelmiştir”

|
19 Görüntüleme
“Okullarımızın etrafı uyuşturucu trafiğinin olduğu mekanlar haline gelmiş durumda”

"Çete mafya meselesini bitirmek bir siyasi irade meselesi”

"Nükleer teknolojiye sahip olmak her egemen ülkenin hakkıdır, hiçbir ülke hiçbir ülkeye talimatta bulunamaz”


DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ulusal Kanal'da yayınlanan "Liderler Özel" programında yaşanan okul saldırıları, çete ve mafya sorunu, yasa dışı ve yasa içi sanal bahis ve kumar, İran’a yönelik saldırılar ile gündemde olan erken seçim talebine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye'de artık erken genel seçimin zamanının geldiğini söyleyen Babacan, iktidarın üç yılda çözemediği sorunların geri kalan iki yılda çözülmesinin mümkün olmadığını vurguladı. Ali Babacan, şunları söyledi:

"Türkiye'de artık seçimin zamanı gelmiştir”
"Türkiye'de artık seçimden bahsedilmesi gerekip gerekmediği" sorusuna yanıt veren Babacan, iktidarın üç yılda çözemediği sorunları sıraladı: "Bir önceki seçimden bu yana üç yıl geçti. Üç yıl boyunca bu sorunlar büyürken, bu sorunların çözülmesiyle alakalı hükümet tarafından bir plan program ortaya bir şey konmamışken, artık bu sıkıntılı dönemin daha fazla devam etmesini doğru görmüyoruz. ‘Türkiye'de artık seçimin zamanı gelmiştir’ diyoruz. Ama hangi seçimden bahsediyoruz biz? Erken genel seçimden bahsediyoruz. 3 yıldır Türkiye'de sorunlar büyüyor, fakirlik çoğalıyor, gelir dağılımı bozuluyor, servet dağılımı bozuluyor.”

“Hükümet üç yıldır çözemediği hangi sorunu geri kalan iki yılda çözecek?”
“Gençlerin içinde bulunduğu psikolojiyle başladık… 24 milyon gencimizin 6.5 milyonu ne eğitimde ne işte diye başladık programa. Ve bu sorunlar büyüyor ve bu sorunların nasıl çözüleceğiyle ilgili ortada hiçbir plan program yok. Hükümet üç yıldır çözemediği hangi sorunu geri kalan iki yılda çözecek ki? Hani bir başarı ortaya konmuş olsa bir-iki yıl daha çalışsınlar, üretsinler... Seçimin ne anlamı var? Öyle değil. Dolayısıyla bir an önce, bir an önce artık Türkiye'de bir iktidar değişiminin biz elzem olduğunu düşünüyoruz.”

"23 Nisan'ı bayram neşesiyle değil, yasla ve endişeyle karşıladık"
23 Nisan'ın arifesinde yaşanan okul saldırılarını ve toplumun içinde bulunduğu psikolojik durumu Babacan şu sözlerle özetledi: "23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Ama maalesef bu 23 Nisan'ı bir bayram psikolojisiyle, bir bayram iklimiyle kutlayamıyoruz, ancak anıyoruz. Önce Siverek'te, arkasından da Kahramanmaraş'ta meydana gelen olaylar, çok sayıda çocuğumuzun hayatını kaybetmesi, bir öğretmenimizi kaybetmemiz gerçekten hepimizi çok üzdü, milletçe bizi çok yaraladı. Keşke daha coşkuyla, daha farklı bir heyecanla bu bayrama girebilseydik ama biraz içimiz buruk. Üzgünüz, üzgünüz ama biraz da ülkemizin yarınlarıyla ilgili aslında kaygılarımız üzüntümüzden daha da büyük."

“144 ülke içerisinde gülmeyen, gülümsemeyen ülke durumundayız ve son sıradayız”
"Okullarımızın etrafı böyle uyuşturucu trafiğinin olduğu mekanlar haline gelmiş durumda maalesef. Bakıyoruz; gençlerde çete üyeliği, çeteye girmek adeta özendirilen bir konu haline gelmiş. Çocuklar şu anda Türkiye'de suça sürükleniyor. Şöyle ya da böyle örgütlerin eline düşüyor çocuklar. Toplum olarak maalesef mutlu değiliz. Ben bugünkü grup konuşmasında da bazı rakamlarla, bazı araştırma örnekleriyle söyledim. Yani düşünebiliyor musunuz, 144 ülke arasında ‘Dün hiç güldünüz mü?’ sorusuna, ‘Hiç gülümsediniz mi?’ sorusuna cevap verenler arasında son sıradayız. Yani 144 ülke içerisinde gülmeyen, gülümsemeyen ülke durumundayız ve son sıradayız. İnsanlarımız stresli, insanlarımız öfkeli, birbirine güvenmiyor.”

"Çete mafya meselesinin Türkiye'de bitmesi bir siyasi irade meselesi”
Çete ve mafya sorununun istenirse çözülebileceğini vurgulayan Babacan, geçmişteki başarılı örneği hatırlattı: “Yapılması gereken çok önemli çalışmalardan bir tanesi bu çete-mafya meselesinin Türkiye'de bitmesi gerekiyor. Bu bir siyasi irade meselesi.  Siyasi irade ‘Kardeşim ben istemiyorum bu ülkede bunları’ dedikten sonra çözülür. Bu dünyada da pek çok ülkede örnekleri de var. Önemli olan siyasi iradenin Cumhurbaşkanı'ndan tutun, eğer Başbakan varsa sınırda Başbakan, bakanlar ta yargısından kolluğuna kadar ‘Biz bu ülkede hukuk devleti istiyoruz, hukukun üstünlüğünü istiyoruz. Yasa dışı, hukuk dışı hiçbir yapıya göz yummayız, yumamayız’ diye sağlam bir irade ortaya konması... Bu mümkün. Bu istenirse yapılır. Çünkü devlet güçlü bir yapıdır. Yeter ki o devletin gücünü doğru yönde kullanın.”

"Her cep telefonu bir kumarhane; bu devletin verdiği izinle başladı”
Sanal bahis ve kumarın yarattığı toplumsal tahribatı anlatan Babacan, devletin bu konudaki açık çelişkisini gözler önüne serdi: “Dijital ortam çok geniş bir alan. Doğru kullanıldığında gerçekten verimi artırıyor. Ama yanlış ellerde de toplum için çok tehlikeli bir enstrüman haline gelebiliyor. Sanal kumar, sanal bahis meseleleri mesela. Bu da gençlerimizin çok önemli bir sorunu. Bugün Türkiye'de sanal kumar ve sanal bahis devletin verdiği izinle oynatılıyor. Bir firmaya sanal kumar izni verilmiş durumda, lisans verilmiş durumda. Altı firmaya sanal bahis lisansı verilmiş durumda. Ve bunlar bizzat devletin verdiği izinle kumar-bahis oynatıyor ve bunun reklamına da izin veriliyor. Normalde dünyanın pek çok ülkesinde kumar reklamı yasaktır. Sigara, içki reklamı yasaktır. Türkiye'de mesela sigara, içki reklamı yapamazsınız. Niye? Kötü alışkanlıktır. Ama kumar ve bahisin reklamı serbest Türkiye'de."

“Kumarhane açmanın yasak olduğu bir ülkede sanal kumar ve sanal bahis şimdi herkesin cep telefonunda var”
"Bir kumarhane açayım Ankara'da şöyle bir semtte deyin, yasak derler. Niye yasaklanmış zamanında? Çünkü aile facialarına sebep oluyor. Aileler yıkılıyor. Gençler o alışkanlığa kapıldığı zaman tekrar kurtulamıyor. Ama kumarhane açmanın yasak olduğu bir ülkede sanal kumar ve sanal bahis şimdi herkesin cep telefonunda var. Her cep telefonu bir kumarhane ve her cep telefonunda yüzlerce kumar makinesi var. Ve bir de bunun reklamı var üstelik. Bana her gün SMS'ler geliyor. 5 bin lira, 10 bin lira para teklif ediyorlar, 'Size avans verelim' diyorlar. 'Gelin bizim sitemizde kumar oynayın' diyorlar."

"Dört ülke sapasağlam yan yana durduktan sonra İsrail de Amerika da hiçbir şey yapamaz”
Bölgedeki dört büyük gücün birlikte durması halinde İsrail ve Amerika'nın hiçbir şey yapamayacağını anlatan Babacan, Türkiye'nin stratejik konumunu değerlendirdi: "Bizim coğrafyada, özellikle şu sayacağım 4 ülke sapasağlam yan yana durduktan sonra İsrail hiçbir şey yapamaz, Amerika da hiçbir şey yapamaz. Hangi ülkeler bunlar? Bir Türkiye, iki Mısır, üç Suudi Arabistan, dört İran. Bu bölgedeki 4 önemli güçten bahsediyoruz. Bu dört ülke yan yana sımsıkı dursun; ne İsrail ne Amerika bizim coğrafyada hiçbir şey yapamaz. Ama bu ülkeler arasında çatlaklar varsa, bu ülkeler arasında farklılıklar varsa, bu ülkeler arasında husumet varsa, işte o zaman o boşluklardan bunlar girer ve maalesef her türlü kötülüğü yapabilirler."

"Türkiye'nin asla ve asla İsrail'le hiçbir zaman komşu olmaması lazım"
"Türkiye'nin asla ve asla İsrail'le hiçbir zaman komşu olmaması lazım. Hep arada başka ülkelerin olması lazım. O aradaki ülkelerin güçlü durması lazım ve bizim onları güçlü tutmak için çalışmamız lazım. O aradaki ülkeler, mesela Lübnan'da yaptıkları, Suriye'de yaptıkları. Suriye'de rejim değiştiği gecenin sabahında bir canlı yayına davet etmişlerdi beni. Dedim ki ‘Burada rejim düştü, Esad rejimi; tam bir boşluk, bunu İsrail fırsat olarak kullanır. Golan Tepeleri'ne çok dikkat etmek lazım’ dedim. Ertesi gün işgal altındaki Golan Tepeleri'ni ilhak ettiklerini açıkladılar. Bir gecede, Suriye'nin bütün savaş uçaklarını, bütün donanmasını bir gecede imha etti. İki yüz hedefi bombaladılar bir gecede. Niye? Çünkü güçlü bir Suriye olmasın, istediğim gibi gireyim çıkayım, orayı bombalayayım, burayı bombalayayım.”

"Hürmüz Boğazı'nda İran'ın kısıtlamaları, arkasından Amerika'nın ablukası bütün dünyada çok kötü bir örnek teşkil edecek”
Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin dünya ekonomisine etkisini ve Türkiye'nin arabuluculuk potansiyelini değerlendiren Babacan şunları söyledi: "Dünya enerji trafiğinin başta petrol ve doğalgaz olmak üzere, ama aynı zamanda gübre ticaretinin, yani tarımsal girdilerin de çok önemli bir trafik hattı Hürmüz Boğazı. Oradaki coğrafya, boğazın genişliği, derinliği ve ağır gemilerin mecburen İran sınırlarına yakın bir şekilde boğazdan geçmek zorunda oluşu, İran'ın eline çok önemli bir üstünlük, önemli bir koz vermiş durumda. Bir yandan İran'ın kısıtlamaları, arkasından ABD’nin ablukası bütün dünyada çok çok kötü bir örnek teşkil edecek. Seyrüsefer serbestliği çok önemli bir konudur. Dünyada çok sayıda boğaz vardır ve bu boğazların ticari gemilere açık olması ve bu ticari gemilerin güvenliğinin sağlanması çok önemli bir konudur. 21'nci yüzyıldayız. Hukuk denen bir şey varsa herkesin buna saygılı olması lazım. Ve orada da ilkesel yaklaşmak lazım. Çünkü bunun sonucundan bütün dünya etkileniyor."

"Nükleer teknolojiye sahip olmak her egemen ülkenin hakkıdır, hiçbir ülke hiçbir ülkeye talimatta bulunamaz”
2007-2010 yıllarındaki İran arabuluculuk sürecini ve bugünkü savaşın arka planını değerlendiren Babacan şunları söyledi: "Biz o dönemde ne demiştik? Dedik ki, ‘Nükleer teknolojiye sahip olmak her egemen ülkenin hakkıdır. Senin nükleer teknolojin olamaz, sen uranyum zenginleştiremezsin diye hiçbir ülke hiçbir ülkeye talimatta bulunamaz. Eğer imkanı varsa, teknolojiye sahipse uranyum zenginleştirebilir ve onu da barışçıl amaçla enerji üretiminde kullanabilir.’ Zaten bizim o arabuluculuktaki koyduğumuz ilkelerden bir tanesi oydu. Dedik ki, ‘İran'ın nükleer teknolojiye sahip olmasını engelleyemezsiniz. Böyle bir şey yok.’ Hak çünkü.”

“Temiz yönetim iradesini net ve açık bir şekilde görmemiz lazım ki bir işbirliği olsun”
Ali Babacan, “CHP'yle bir yeniden bir ittifak şekillenir mi?” sorusuna, “2023'te biz bunu görüyorduk; ciddi bir helalleşme vardı. Helalleşme ne demek, ‘Yanlış yaptık, artık o yanlışları yapmayacağız, gelin helalleşelim’ demek. Helalleşme gayreti, bir temiz yönetim iradesi vardı. Bunları çok daha net ve açık bir şekilde görmemiz lazım ki bir işbirliği olsun. Ama şu anda en azından telaffuz edilmiş açık bir iradeyi bugün için görmüyoruz. Doğru, CHP şu anda büyük bir saldırı altında. Büyük bir siyasi operasyon bu, onu kabul edelim. Ama madem yargıya güvenmiyoruz, madem yargı operasyonudur diyoruz; siyasi partilerin kendi içinde bir arınma-arındırma sistemi de kurabilmeleri lazım” yanıtını verdi.

“Madem yargıya güvenmiyoruz, madem yargı baskı altında diyoruz, o zaman bir iç denetim sistemi çok rahatlıkla oluşturulabilir”
“Bugün bir siyasi parti rahatlıkla, mesela biz bugün Türkiye'nin en genç siyasi partilerinden birisi olarak, 100 kişilik denetim ekibini hemen bir haftada kurarız. Sayıştay'dan, Maliye’den, iyi denetçilerden ekip kurarız ve yaparız bunu. Bu kadar iddia varsa, bunlar doğru mudur değildir diye kendi içinde bir değerlendirme sistemi olmalı. Mahkemelere bırakmadan, ‘Ben kendi belediye başkanımın durumuna kendim bakacağım arkadaş’ diyebilmeli. Çünkü belediye başkanlarına yüzde 100 kefil olmak zor bir iş. İçlerinde eminim ki temiz, dürüst, düzgün çalışma gayretinde olanlar vardır ama yanlışı olanlar da vardır. Bu ayıklamayı yapabilmek lazım. Madem yargıya güvenmiyoruz, madem yargı baskı altında diyoruz, yargı talimatla hareket ediyor diyoruz, o zaman bir iç denetim sistemi çok rahatlıkla oluşturulabilir. Yanlışı olan belediye başkanı varsa partiden ihraç edersiniz. Yok belediye başkanı sağlamsa, işini düzgün yaptıysa, sonuna kadar arkasında olursunuz ve kefil olursunuz."




 

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.