Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün iki büyük eserinden biri olan Cumhuriyet Halk Partisi'nde; Sivas'ın bir köyünden çıkıp gençlik kollarında yetişmiş bir partili olarak, Üye, Yönetici, İl Başkan Yardımcısı, İl Başkanı, Sivas Milletvekili, Parti Meclisi Üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı görevlerini üstlenmek, hayatımın en büyük onur ve sorumluluklarından biri oldu. Cumhuriyet'in kurucu iradesine, halkçılığa, demokrasiye ve sosyal adalete duyduğum bağlılık, siyasal yaşamım boyunca taşıdığım en büyük sorumluluktu. Bugün ise tarih önünde aynı sorumluluk, bambaşka bir karar almayı zorunlu kılıyor.
AK Parti'nin vesayeti altına sürüklenen, kurumsal bağımsızlığını kaybeden ve butlan düzeniyle kendi tarihinden uzaklaştırılan mevcut CHP içerisinde mücadele kanalları sistematik biçimde tüketildi. Cumhuriyet'i kuran iradenin taşıyıcısı olması gereken yüz yıllık çınar, kayyım anlayışıyla iktidarın kuşatmasına terk edildi. Böylesi bir tabloda suskunluk, teslimiyetin; bekleyiş ise mevcut düzenin ömrünü uzatmanın aracına dönüşmektedir.
Türkiye, uzun yıllardır yalnızca ağır bir ekonomik kriz yaşamıyor; aynı zamanda hukuk devletinin yok edildiği, adalet duygusunun tükendiği, temel hak ve özgürlüklerin gasp edildiği, toplumsal eşitsizliklerin derinleştirildiği tarihsel bir kırılmanın içinden geçiyor. Emek sömürüsü büyüyor, gençler geleceğini başka ülkelerde arıyor, kadınlar yaşam hakkı mücadelesi veriyor, doğa talan ediliyor, liyakat yerini sadakate bırakıyor, kamusal kurumlar AK Parti İktidarının gölgesinde etkisizleştiriliyor.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır siyasal kuşatmalarından birini yaşamaktadır. Yargının bağımsızlığı iktidarın vesayeti altına alınırken, demokrasi tek seçenekli bir düzene mahkûm edilmek istenmektedir. Tarih bize göstermektedir ki hiçbir millet, umudunu tek bir siyasi merkeze teslim ederek geleceğini kuramaz. İşte bu yüzden yeni bir yol açmak, yalnız bugünün değil, yarının Türkiye'sine karşı da sorumluluğumuzdur.
Toplumsal barış, ortak yaşam kültürü ve demokratik değerler her geçen gün biraz daha yıpratılıyor. Bu karanlık tablonun sürmesine doğrudan ya da dolaylı katkı sunan her siyasal tercih, ülkemizin geleceğine ağır bir yük olmaktadır. Bu çerçevede Türkiye'nin ihtiyacı, günü kurtaran hesaplar ya da koltuk mücadelelerinden öte; halkın iradesini yeniden ayağa kaldıracak, cesur bir siyasal yürüyüştür.
Tam da bu nedenle, Seçilmiş Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in öncülüğünde başlayan Umuda Yolculuk, parti içi süreç olmaktan çoktan çıkmış; milyonlarca yurttaşın demokrasiye, özgürlüğe, barışa, eşit yurttaşlığa ve halk egemenliğine sahip çıkma iradesini temsil eden büyük bir halk hareketine dönüşmüştür.
Bu yürüyüş; farklılıklarımızı ortak gelecekte buluşturan, Cumhuriyet'in kurucu değerlerini çağın ihtiyaçlarıyla yeniden buluşturan, halkın iktidarını hedefleyen yeni bir siyasal kuruluş iradesidir. Bugün atılan bu tarihi adım, geçmişi inkâr eden bir kopuş değil; Cumhuriyet'in özünü yeniden büyütme, halkın umudunu yeniden örgütleme ve Türkiye'nin geleceğini yeniden inşa etme kararlılığıdır.
Mevcut durumun kaçınılmazlığı ve tarihin bizleri göreve çağırmasından kaynaklı; çocukluğum, gençliğim ve bugünüm olan Butlan Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ediyor; ülkemize yeni bir umut, yeni bir siyasal yürüyüş ve halkın gerçek iktidarını kuracak büyük değişimin parçası oluyorum.
Bu kararım bir veda anlamı taşımıyor; aksine Cumhuriyet'imizin ikinci yüzyılında demokrasi, özgürlük, barış, eşitlik, adalet ve halk egemenliği temelinde yeni bir Türkiye Hikâyesi yazma sorumluluğunun ifadesidir. İnancımız, tüm yol arkadaşlarımla birlikte tamdır. Halkımız ise bu tarihi kırılma anında kendi kaderine sahip çıkmıştır. Yürüyüş başlamıştır. Hiçbir kuşatma, hiçbir vesayet ve hiçbir baskı düzeni bu iradeyi durduramayacaktır.
Yolumuz açık, umudumuz daim olsun...
Yorum Yazın