Genel

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Türkiye’nin sorunu kötü yönetim, düz yolda otobüs deviren ülke gibiyiz”

|
12 Görüntüleme
“ABD, bedava para vermez. Borç alan emir alır”

“Sandık yoluyla değişim umudu demokrasinin özüdür”

“Ülkeyi ceberrut yönetime bırakmayız, çare meşru demokratik siyasettir”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, CHP’nin yaşadığı “mutlak butlan” tartışmasının siyaset ve demokrasiye olan inancı sarsmasından endişe duyduğunu söyledi. Ali Babacan, Trump yönetiminin seçimden önce Türkiye’ye kaynak aktaracağı iddialarına da “ABD bedava para vermez. Borç alan emir alır” sözleriyle tepki gösterdi.

Gazeteci Murat Yetkin’in YouTube kanalında iç ve dış politika ile ekonomideki gelişmeleri değerlendiren DEVA Partisi lideri Ali Babacan, CHP odaklı “mutlak butlan” tartışmasına yönelik önemli uyarı ve önerilerde bulundu.

Babacan, “Özellikle gençler ve siyasete belki biraz daha uzaktan bakan insanlar, ‘Ya Türkiye'de ana muhalefet partisinin başına bunlar gelebiliyorsa demek ki Türkiye'de artık siyaset zorlaştı. Türkiye'de artık demokratik siyaset diye bir şey kalmadı. Yürütme, yasama, yargıdan oluşan üç temel kuvvet, güçler birliği hâline dönmüş. Demek ki bu iktidarın gideceği falan da yok. Siyaset boşuna, demokrasi boşuna, seçim boşuna’ hissiyatı ülkede yaygınlaşabilir, derinleşebilir. Benim en çok korktuğum bu. Yani mesele sadece CHP, ana muhalefet meselesi değil. Mesele, Türkiye'deki topyekûn demokratik siyaset sisteminin artık işe yaramadığı kanaatine insanların kapılması. Eğer bu olursa Allah korusun, insanlar sandığa gitmez, insanlar siyasetten uzaklaşır” dedi.

Ali Babacan, yaşanan bu durumun kimin işine yaradığına ilişkin soruya “Şu anda ülkeyi yönetenlerin işine yarar. İktidarlarını iyice perçinlemeye, koltuklarının üzerine iyice kendilerini bağlamaya yarar. Dolayısıyla ülkeyi yönetenlere yarar. Ama Türkiye'ye topyekûn yaramaz” cevabını verdi.

İktidarı değiştirme umudunun açık olması demokrasinin kalbidir
İnsanlarda iktidarı değiştirme umudunun olması gerektiğini kaydeden Babacan, tek çarenin meşru siyaset olduğunun da altını çizdi:

“Yani iktidarın değişme ümidi, iktidarın sandık yoluyla değişme ihtimalinin sürekli açık olması demokrasinin kalbidir, özüdür. Şu anda Türkiye'de iktidarın seçim yoluyla, sandık yoluyla değişmeyeceğiyle alakalı bir kanaat yaygınlaşıyor ve bu çok tehlikeli bir kanaat. Ve işte biz bununla mücadele edeceğiz. Böyle bir şey yok, biz bunlara bırakmayacağız.

Bu yönetim tarzına, bu ceberrut yönetim tarzına ülkeyi bırakmayız, bırakamayız. Onun için sonuna kadar biz mücadele etmeye devam edeceğiz. Ve vatandaşlarımızdan, özellikle gençlerden de benim ricam, talebim; aman siyasetten ümitlerini kesmesinler. Çözüm olacaksa yine sandıkla ve siyasetle çözülecek. Başka çözüm yok. Her türlü hukuksuzluğu yapabilirler, her türlü haksızlığı yapabilirler. Ama hukuksuzluk ve haksızlıkla mücadelenin de yine meşru zeminde olması lazım. Yani bizim meşru zeminden ayrılmadan bu mücadeleyi yürütmemiz lazım. Bu işin de meşru zemini demokratik siyaset. Başka meşru zemin yok.”

Babacan, yolsuzluk iddialarına ilişkin CHP ve tüm siyasi partilere öncelikle sorunları kendi içinde çözebilecek bir mekanizma kurması çağrısını yineledi. Babacan, “Madem yargı etki altında diyoruz, ona güvenmiyor isek kendi güvendiğimiz muhakeme sistemini oluşturmamız lazım. Aksi hâlde bu tartışmalar bitmez. Biz olsak bir haftada Sayıştaydan, hesap uzmanlarından 100 kişilik uzman ekibi toplarız” dedi.

“Erdoğan söylemişti: ‘Borç alan emir alır’”
DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Trump yönetiminin seçimden önce Türkiye’ye kaynak aktaracağına ilişkin iddiaları değerlendirirken hükümete de uyarılarda bulundu. ABD’nin bedava para vermeyeceğini, mutlaka bir çıkarı olacağını kaydeden Babacan, olası bir swap anlaşmasının Türkiye’nin bağımsızlığı açısından sakıncalar doğurabileceğini de vurguladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar önce söylediği, “Borç alan emir alır” sözünü de hatırlatan Babacan, şunları söyledi:

"Amerika ile böyle bir ikili mecburiyetten, ‘Bakın dövizimiz bitti arkadaş, bize biraz döviz verin.’ diyebilir. Swap hattı oluşursa bu Türkiye’nin bağımsızlığı meselesidir. Açık söyleyeyim, ondan sonra dış politikada önemli kararlarda falan boynunuz bükük olur. Amerika desteği çektiği anda sistemin çökeceğini bilenler, Amerika’nın verdiği destekle Türkiye’ye yön verme eğilimlerini de artırırlar. Yani bu çok çok tehlikeli bir şeydir, inşallah gerek olmaz. Akıllarının ucundan geçenler varsa onlara çağrımdır: Unutun kardeşim bu işi. Siz güven inşa edin. Güven olunca zaten para geliyor bu ülkeye. Dünyada para çok. Ülke gittikçe fakirleşiyor. Bir avuç zengin türüyor ama geniş kitleler sürekli fakirleşiyor. Bunun siyasi sürdürülebilirliği de yok. Erdoğan’la Trump’ın da arası iyi. Acaba hani Amerika Türkiye’ye böyle bir iyilik yapar mı gibi herhalde beklentiler oluşuyor. Tabii çok tehlikeli bir şey. Yani Sayın Erdoğan’ın kendi sözüdür, ben buradan ona hatırlatayım: Borç alan emir alır. Yani eğer iktidar içerisinde böyle niyetli olanlar varsa, ‘Ya merak etmeyin efendim, Trump’la zaten aranız iyi. Bir alo dersiniz, gönderir size parayı’ diyenler varsa bu çok tehlikelidir. Siz güveni kendi elinizle yıkın. Enflasyonu patlattın, faizi patlattın, dövizi bitirdin. Amerika’dan para isteyin. Son derece yanlış bir iş.”

Ali Babacan, ekonomi yönetiminde olduğu on bir yıl boyunca 23 milyar dolarlık IMF borcunu sıfırladıklarını ve bu borçlanmaları en uygun şartlarda, şeffaf bir şekilde yaptıklarını hatırlattı.

“Türkiye’nin potansiyeli büyük. Sorunumuz kötü yönetim”
Çin’de Türkiye’den tek konuşmacı olarak katıldığı 2026 Küresel Finans Forumu’na ilişkin soruları da cevaplandıran Ali Babacan, ABD ile Çin’in başat olduğu, Avrupa’nın gittikçe zayıfladığı bir dönemde güçlü potansiyele sahip Türkiye’nin önemli rol oynayabileceğine işaret etti. “Türkiye'nin üzerinde çok önemli bir sorumluluk oluşacak. Bu sorumluluğun ve rolün gereğini Türkiye eğer hakkıyla yerine getirebilirse bundan sonralara da bir şekil verebiliriz, yön verebiliriz. Bakın hiç yapmamış olsak bu işleri, G20'de dünyanın finansal sistemine bakışına yön verecek önemli çalışmaları yapmamış olsak deriz ki ‘Ya bizden bu kadar olmuyor.’ Öyle değil. Dolayısıyla bizim Türkiye olarak önce gücümüzün ve potansiyelimizin farkında olmamız lazım” diyen Babacan, Türkiye’nin temel sorununun “kötü yönetim” olduğunu vurguladı. Babacan şöyle devam etti:

“Düz yolda otobüsü deviren ülke gibiyiz”
“Türkiye kendi içinde finansal sıkıntılar yaşayan, kendi kendine kriz çıkaran, düz yolda giderken otobüsü deviren bir ülke olarak, ‘Ya sen önce bir kendi sorunlarını çöz de ondan sonra dünya sorunlarını konuş kardeşim’ denilen bir pozisyonda maalesef. Ben de buna üzülüyorum, içim yanıyor. Yani bir dönem G20'nin başkanlığını yapmış bir ülke. Dünya finansal gündemine yön veren bir ülke. Şu anda düz yolda giderken kendi kendine enflasyonu patlatmış, kendi kendine yüksek faiz uygulamış, bütün dünyadan kopmuş gitmiş. Kendi sorunlarına çözüm üretemezken sen dünyanın finans sistemiyle ilgili ne konuşabilirsin kardeşim denilen bir ülke. Türkiye'nin sorunu kötü yönetim, başka bir şey değil. Bütün dünyanın da şöyle ya da böyle gözünün üzerinde olduğu bir ülkeyiz. Ama kötü yönetiliyoruz. Önce kendi içimizi, kendi evimizi derleyip toparlayacağız. Ondan sonra da bölgemize ve dünyaya barış için, huzur için, ekonomi için, refah için katkı veren bir ülke olacağız inşallah. Bu olacak, bu olacak. Ben buna gönülden inanıyorum. Bu olacak inşallah.”

"AK Parti tabanında eski güzel günleri özleyenler var"
Ali Babacan, kendisine yöneltilen “Adalet ve Kalkınma Partisi'ne dönme ya da onunla ittifak kurma gibi bir proje, teklif var mı?” sorusunu şöyle yanıtladı:

"AK Parti içinden, AK Parti tabanından eski güzel günleri özleyenler var. ‘Ya eskiden ne güzeldi, herkes bir aradaydı. Türkiye Avrupa Birliği sürecindeydi. Türkiye ekonomisi mucizeler oluşturuyordu. Türkiye’de dünyanın en büyük krizi oldu, Türkiye'ye bu yansımadı’ gibi. Eski güzel günleri özleyenler var. Dolayısıyla yakıştırmalar var. Ama ne bir teklif var ne de bizim öyle bir diyaloğumuz var. Şu da önemli. Hem benim ve pek çok AK Parti'den ayrılan arkadaşlarımızın ayrılma sebebi var. O sebepler yerinde duruyor, hatta daha da derinleşti o sebepler. O sebepler ortadan kalkmadan herhangi bir birliktelik nasıl mümkün olacak? O sebeplerin ortadan kalkmasıyla ilgili bir irade ortaya konmadan nasıl tekrar oturup bazı şeyleri konuşmak mümkün olacak? Bir yandan ben hâlâ AK Parti'ye gönül vermiş, hâlâ Sayın Erdoğan'ı şöyle ya da böyle bir vefa duygusuyla da olsa destekleyen vatandaşlarımızı anlıyorum. Ama aynı zamanda AK Parti'nin ta ilk kurucularından birisi olarak, ilk 70 kişiden birisi olarak ve şu ana kadar en uzun süre AK Parti'nin hem MKYK'sında hem de hükümetinde görev yapmış bir insan olarak, içeriden sorunları gördüğümüz için ve yanlış yöntemlerle doğru sonuçlara ulaşılmayacağını bildiğimiz için biz zaten ayrıldık. Yeni bir yol açtık. O yolda yürüyoruz. Günün birinde der ki, ‘Arkadaş bu iş olmuyor, yürümüyor. Keskin bir U dönüşü yapmamız lazım. Hukuka, adalete dönmemiz lazım. Evet, benim artık yargıya müdahale etmemem lazım. Merkez Bankası'na karışmamam lazım’ Günün birinde Sayın Erdoğan bunları der mi? Ben zor görüyorum. Ama öte yandan da yarınlarla ilgili iyi niyetli beklentisi olan AK Parti seçmenine, AK Partili arkadaşlarımıza da açıkçası çok da kıyamıyorum. Çünkü onlar da ne yapsınlar, iyi niyetle güzel şeyler bekliyorlar. Keşke olsa diyorlar ama biz olmayacağını içeriden en yakından gördük. Onun için zaten yolları ayırdık."

"Bu coğrafyada hiçbir ülke İsrail'le açık bir ittifak kurma cesaretini gösteremez"
Ali Babacan, “Trump, Türkiye'nin de adını sayarak ‘Bu ülkeler de İsrail'le tıpkı Birleşik Arap Emirlikleri'nin yaptığı gibi ittifak kursunlar’ ifadelerini kullandı” sözlerine şu yanıtı verdi:

"Bu coğrafyada hiçbir ülke, bakın hiçbir ülke öyle İsrail'le açık bir ittifak kurma cesaretini gösteremez. Kendi halkına anlatamaz bunu. Mümkün değil. İsrail İran'ı büyük düşman olarak görüyor. Bazı Körfez ülkeleri de İran'ı büyük düşman olarak görüyor. Dolayısıyla o ortak düşmana karşı bir beraber koordinasyon söz konusu olabilir. Ama böyle kalıcı bir ittifak falan... Kimse kendi halkına anlatamaz bunu. Dikkat ederseniz bakın, Gazze ile ilgili Amerika biraz niyeti ciddileştirince, hani ‘Ben buraya turizm tesisleri kuracağım, Gazze benim olacak’ falan deyince Suudi Arabistan dâhil, bütün Körfez ülkeleri dâhil, Mısır dâhil, Türkiye dâhil çok sert ortak bir açıklama yapıldı. Ondan sonra hemen geri adım attılar. Ben hep söylüyorum, bizim bu coğrafyada bakın Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve İran; bu dört ülke, aynı hatta buluştuğu zaman ne Amerika'nın ne İsrail'in de yapacağı hiçbir şey kalmaz, bakın. Ama yapılabilse, yapılabilse ‘Arkadaş ya bizim ortak meselemizdir bu, gelin bir araya hep beraber artık yeter diyelim.’ diyebilseler bu dört ülke; yani Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve İran, şartlar çok değişir. Birdenbire bakarsınız olaylar farklı akmaya başlar bu coğrafyada. Ama bu olmuyor. O ülkeler arasındaki çatlaklardan da çoğu zaman İsrail giriyor. Amerika bunu kullanıyor ve maalesef içinde bulunduğumuz durumu yaşıyoruz işte."

“Şu anda iki öngörülmesi zor yapıyla yürüyor Türkiye-Amerika ilişkileri”
“Tom Barrack bir gayrimenkul yatırımcısı. Trump’la zaten tanışıklıkları da var. Bunlar New York’ta işte bina yapıyorlar. İnşaatçılar, gayrimenkulcüler ve oradan arkadaşlar. Şimdi tutuyor, bütün Amerikan devlet sistemini, bütün o kurumsal yapıyı bypass edip, oluşmuş yılların verdiği uzmanlığı bypass edip dar bir grubun ideolojisiyle bizim bölgeyle ilgili hayaller geliştiriyorlar. Bunların yöntem olarak sonuç vereceğine ben inanmıyorum. Ama maalesef şu anda Türkiye’deki iktidarın iş tutuş tarzıyla Amerikan yönetiminin iş tutuş tarzı da birbirine benziyor. İşte mesela iki tarafta da damatlar ön planda. Nepotizm var, dar bir klikin yönetimi var, kurumları bypass etme var. Gerçekten şu anda iki öngörülmesi zor yapıyla yürüyor Türkiye-Amerika ilişkileri.”
 

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.