Ahmet Erçelik
Ahmet Erçelik

Barış Manço

Yayınlanma: 31 Ocak 2026
50 Görüntüleme
Barış Manço
Türk Kültürünün taşıyıcı bir Bilge Sanatçı Barış Mançonun yarın 1 Şubat'ta Ölüm yıl dönümümü 1 Şubat 1999'da ayramızdan ayrılan Barış Manço sayısız eserleri bize bıraktı.1923`ün ılık bir ekim sabahında,
... 
(Barış Manço’nun 1975 yılında çıkardığı LP'nde yer alan 2023 “Kayaların Oğlu” adlı eseri
20. yüzyılda Türk kültürüne ve Türklüğe hizmet etmiş önemli isimlerden biri şüphesiz Barış Manço’dur. O, 1975’te 2023'e Kayaların oğlu olup doğmuş, Türklüğün geleceği adına büyük rüyaları olan sanatçılardan biridir. Japonların ifadesiyle “sebzelerden şarkı yapan adam”dı. Barış Çelebi diye anılan Barış Manço 1991’de Türkiye Cumhuriyeti Devlet Sanatçısı Ödülü’ne layık görülmüştü. İnsanları, bitkileri, sebzeleri, hayvanları, eşyaları kısaca bütün bir tabiatı ve evreni dünyaya ve insanlığa taşımıştır. Kezban, Zeynep, Nazo Gelin, Mehmet Ağa isimlerini şarkılarında işlemesi yönüyle de bizden biriydi. O, atasözleri ve deyimlerden örülü şarkıları ile Türk çocuğunun dil ve edebiyata olan ilgi ve aşinalığını artırmıştır. Doğru, isabetli ve olması gereken bir yaşam tarzının öncülüğünü yaparken öz kültüründen de taviz vermeden aynı zamanda bir duruş ve tavır adamı da olmuştur. Barış Manço, âşık tarzının 20. yüzyıldaki dönüşmeye, değişmeye, gelişmeye dönük yüzü ve yansımasıydı. Barış Manço bizce sözel yaratıcılığı, hikâye aktarışı, şarkılarında sorunları ortaya koyması ve çözüme kavuşturması yönüyle bir “Dede Korkut” ve bir “Bilge” kişiliktir.
Barış Manço’nun âşık tarzı ile bağlarına ilk dikkati çekenlerden birisi Umay Günay olmuştur. Umay Günay bilindiği üzere Alparslan Türkeş’in kızıdır. Umay Günay, Yetik Ozan ve Firkati mahlasıyla âşık edebiyatı içerisinde gördüğümüz Turgut Günay’ın eşidir. Turgut Günay, 14 Aralık 1978’de intihar etmişti. Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi olan Günay’ın çalışmaları Töre ve Türk Edebiyatı gibi dergilerde yayınlanıyordu. Onun son şiiri  “Otuz Yedinci Damla” idi. Şair, “gökçe gülleri al, bakır bulutları şal eyleyip” gitmişti.
Umay Günay’ın Barış Manço’ya dikkat çekmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Zira başta Türk kültürüne olan vefanın bir yansımasıdır diye düşünüyoruz.  Onun Barış Manço üzerinde topladığı dikkati, Özkul Çobanoğlu, Saim Sakoğlu ve Öcal Oğuz Hocalar derinleştirmişlerdir.
Dilaver Düzgün’ün anlatımlarına göre, Barış Manço’nun eserleriyle yüzyıllar boyunca âşık edebiyatının ortaya koyduğu ürünler karşılaştırmaya tabi tutulduğunda ikisi arasında önemli benzerliklerin bulunduğu görülür. “Benim yaptığım âşık edebiyatının devamı, âşıklarla çok sıkı bağlarım var, onlardan esinleniyorum. Firkati, Şeref Taşlıova, Murat Çobanoğlu ve sair. Onlarla benim aramızda pek fazla fark yok yaptığımız iş açısından” biçiminde âşık tarzı ile ilişkisini değerlendiren Barış Manço, bir yandan âşık tarzının müzik eşliğinde şiir söyleme boyutunu, diğer yandan hikâye anlatma tekniğini, geliştirmeye çalıştığı sanat formunun imkânları içinde eriten ve dinleyicisine sunan bir sanatçıdır.
Barış Manço bir fenomendir. Özkul Çobanoğlu Barış Manço fenomeni olgusunun dört temel birleşiği olduğunu belirtmektedir. Bunlar:
1-Barış Manço, hepimiz gibi şu gelimli gidimli iki ucu düğümlü dünyada mekân tutmuş bir fani kişidir… Bütün büyük aksiyon, tefekkür ve sanat adamlarının ortak özlemi gibi onun da biricik isteği olan anlaşılmaktır. Bu özlem bir fâni olarak yaşarken anlaşılmaktır.
2-Barış Manço, duygu ve düşüncelerini dışa vurduğu sanatsal iletişim formunu icraya başladığı andan itibaren suya atılan bir gül gibi etrafında oluşturduğu duygu düşünüş ve ürperiş halesinin Anadolu yaylasından başlayarak dalga dalga, halka halka Uzak Doğu’dan Uzak Batı’ya kadar yayılmasının mimarı olan ölümsüz sanatçı kişiliktir.
3-Barış Manço’nun sanatçı kişiliğinin hemen yanı başında ve ondan şeklen de olsa bağımsız bir hayata kavuşan eserleri vardır. Bunların başında da onun o kendine has üslubuyla oluşturduğu yeni zaman türküleri gelir.
4-Barış Manço bir aksiyon veya eylem adamı olarak ortaya koyduğu ve yediden yetmişe yediye benimsettiği davranış kalıpları ve onların arka planını oluşturan değerlerin davacısı, bir eğitim ve sosyal terbiye mütefekkiri olan “Gül Baba postu”nda bir misyoner yahut aksiyoner bir kişiliktir. 
Barış Manço’nun fâni bir kişilik olarak ölüm karşısında boynu büküktür. Ölüm karşısında boynu en çok bükük olan millet, Türk milletidir. Bu bağlamda içinden çıktığı millet gibi Manço da hayata böyle bakıyordu. Onda Bilge Kağan’ın “Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mâni olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım.”; Dede Korkut’un, “Hani dediğim Bey erenler? Dünya benim diyenler? Ecel aldı, yer gizledi, Fâni dünya kime kaldı? Gelimli, gidimli dünya, En son ucu ölümlü dünya!”; Yunus’un “Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer, Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez. Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım/Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” mısralarıyla fâni dünya karşısındaki seslerini görmemiz mümkündür. 
Bu yüzden Bariş Manço, fânilik karşısında ölüm ile aşkı son yüzyılımızda en iyi işleyen bir sanatçı olmuştur. Bir tarafta “Unutma ki dünya fâni veren Allah alır canı. Ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca.” derken “Ölüm Allah’ın Emri” adlı eserinde;

Gün batışında sular kararır
Bir hüzün çöker dolar gözlerim
Karlı dağlardan aşan yollarda
Bir hüzün çöker dolar gözlerim

Kim aramış kim bulmuş dertlerine çare
Ölüm Allah'ın emri ayrılık olmasaydı

Yıllarca seni bekledim durdum
Göç vakti geldi artık yoruldum
İstemem tatsın aşk acısını
Her kim anarsa Barış adını

Dizeleriyle ölüme giden yolda günün batması, suların kararması, hüznün çöküşü, karlı dağlarda yürünmesi nihayet göç vaktinin geldiğini haber veriyordu. Bu haberler, Orhun Abideleri’nde geçen “göğün çökmesi ve yer yarılması” gibi yanı kıyamet çağrışımı vermektedir. Kıyametin bilincinde olan Barış Manço’nun bir şarkısında “Allah’ım güç ver bana” yakarışı da fâniliğin dile gelişidir.
Barış Manço, “Nane Limon Kabuğu” ile bir şaman, kam, Uygur hekimi veya Lokman Hekim olup yüzyılımızda canlanmıştır.
“Alla Beni Pulla Beni” ile sevgililer dile gelmiştir. Kadın dağların delinmesi, denizlerin kurutulması, gök kubbenin yere çalınması,  saçlarına yıldızlardan taç yapılması, güneşin söndürülmesine verdiği tepki yoluyla çok şey istememektedir. Beklenti en güzel hâliyle samimi bir dokunuş ve sevgidir. 
Hüznün çöküşü, hücresinin soğukluğu, demir kapının yüzüne kapanması karşısında ümidi Tanrı’da görmesi ayrı bir kendinden geçme ve kendini bulma hâlidir. “Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze/Orda öyle bir isim var ki kuldan öte kuldan ziyade/Onu düşün ona sığın, O senden öte benden ziyade.” dizeleri Barış Manço’nun belki de Yunus gibi Tanrı’da dağılışının en güzel yansımasıdır.
O, Tanrı’da dağılışın bir sonucu olarak da ona ulaşmak için yol aramıştır. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat olarak bilinen Dört Kapı’dan girmek Tanrı’sına ulaşmak istemiştir. “Dört Kapı” da şöyle der:
Tuz ekmek hakkı bilerek
Sofra kurmasan da olur.
Ilık bir tas çorba yeter,
Rızkım buymuş der içerim.
Kadir kıymet anlayana,
Sandık açmasan da olur.
Kırk yamalı hırka yeter,
İdris biçmiş der giyerim.
Bir çorbayla karnım doydu,
Hırka bana yorgan oldu,
Birde kalem tutmayı öğret,
Kırk yıl sana hizmet ederim.
Bana bir harf öğret yeter,
Kırk yıl sana hizmet ederim.
Barışım uzaktan geldim,
Dört kapı önünde durdum,
Dört kapıdan geçemezsem,
Geldiğim gibi giderim.
Doğduğu, yaşadığı topraklarda toprakla yoğrulmuş ve toprakları için yorulmuş bir büyük isim olan Barış Manço bir Türk beyi edası ve tavrıyla Türk kültürünün çok önemli bir taşıyıcısı olmuştur. “Yaz Dostum”da selam almak, yoksulun yedirilip içirilmesi, garibin giydirilmesi, öksüzün kolunun kanadının sarılması yönüyle Barış Manço’da bir sosyal devlet, bir tarih, bir alp tipi yükselmiştir. O, ölümüne kadar yaptığı programlarla Türk toplumu için model olmaya çalışmış ayrıca benliğinden kopmadan Türk’ü dünyaya, dünyayı Türk’e açmıştır.

Barış Manço hem müzikleriyle, hem de müziğini aracı ettiği ilginç sözleriyle hafızalara kazınmış bir isim. Uzun saçları, çenesine kadar sarkan bıyığı, parmaklarındaki yüzükleriyle nevi şahsına münhasır bir rock yıldızıydı Manço.

İstanbul'a her gtttiğimde Kadıköy Moda bulunan evi herkes tarafında ziyaret ediliyor.

Bundan 26 sene önce, 1 Şubat 1999’da kalbine yenik düştüğünde sadece 56 yaşındaydı. İstanbul’da doğdu. “Çocukken mutlu bir insan değildim” diyerek hatırlıyordu o yılları.

60’lı yıllarda Türkiye’de aranjman modası vardı. Yabancı şarkılara Türkçe sözler yazılıyordu. Manço 70’li yılların başında Türkiye’ye döndüğünde bu modaya karşı başka bir hareket filizleniyordu. Pop-folk türündeki bu müzik, Anadolu ezgilerine yaslanıyordu. 1968’de Mazhar Alanson ve Fuat Güner ile Kaygısızlar’ı kurdu. 1970’te çıkardıkları “Dağlar Dağlar” ile müthiş bir patlama yaptılar..Son olarak Manjoloji albümünü Emre Plaktan çıkaran Manço albümü göremeden öldü.Albüm Eser Taşkıran hazırladı ve yayınladı.

Lahburger, Süper Babaanne, Ayı, Domates Biber Patlıcan, Hemşerim Memleket Nire, Nane Limon Kabuğu...

1975’te, kariyerinin tek sinema çalışmasında, “Baba Bizi Eversene” filminde oynadı. Daha sonra “Rol yapma yeteneğim yok. Başkaları beğenmiş olabilir ama benim hiç hoşuma gitmemişti” diyecekti.Müzisyenliği kadar 1988’de başlayıp, 10 yıl sürdürdüğü “7’den 77’ye” programıyla da bir kuşağın “Barış abisi” oldu. Program o kadar ilgi gördü ki, tam 750 bin çocuk yayına katılmak için sırada bekliyordu. Manço“Bana şimdilik 1442 yıl daha lazım” esprisini yapıyordu. Dünyada neredeyse gezmedik, ayak basmadık ülke bırakmadı. Japonya’da verdiği konserler o kadar büyük olay oldu ki, tüm Japonlar kucak açtı ona. Son yılları çok yoğun geçti. Bir çok ülke geziyor, programlar yapıyor, üretmeyi sürdürüyordu.

“Yaşantımızın her dakikası programlıdır. Tek programlayamayacağımız şey ölümdür” diyordu.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı da çok konuşuldu ünlü sanatçının. Hayallerinden biriydi. Halk seçimiyle olursa kazanacağına inanıyordu. Hürriyet’te 1992’de yayınlanan röportajında cumhurbaşkanlığı hayaliyle ilgili “Şimdiki zaman için değil, 10 yıl sonrası için düşünülen bir proje” demişti. Hedefi 2000’li yıllardı. Ancak milenyumu göremedi.

Partiler üstüydü, hemen herkes tarafından seviliyordu. Ama çok baskı geldi, siyasetten uzak duramadı.

1994’deki yerel seçimlerde DYP’den Kadıköy Belediye Başkanlığı için aday oldu.

Kısacık siyasi hayatı onu çok yordu. Adaylığı açıklandıktan günler sonra yüksek tansiyon nedeniyle hastaneye yattı. Ve adaylığı sadece 20 gün sürdü.

Bu 20 günde siyasetin bambaşka bir yüzüyle karşılaştı. Hakkında o kadar haber yapıldı, 20 günde o kadar çok saldırıya uğradı ki, sonunda pes etti.

Adaylıktan çekildiğini televizyon ekranlarından öğrendi. Oysa henüz çekilmemişti. Belli ki parti kanadından birileri bu haberleri yayıyordu.
Barış Abi Mekanın Cennet Olsun Şarkılarıla seni anacağız.



 

Yorum Yazın