Bu ülkede ilginç bir düzen var: Herkes mağdur ama kimse sorumlu değil.
Herkes şikâyetçi ama kimse elini taşın altına koymuyor.
Herkes “bir şeyler yanlış” diyor ama o yanlışın tam ortasında durduğunu kabul eden yok
Trafikte saygısızlıktan yakınıyoruz, ama ilk fırsatta kornaya abanıyoruz.
Adaletsizlikten söz ediyoruz, ama işimize geldiğinde sessiz kalıyoruz.
Liyakatin bittiğinden şikâyet ediyoruz, ama “bizden olsun” cümlesini utanmadan kuruyoruz.
Herkes ahlaktan bahsediyor ama ahlak genelde çıkarla çelişene kadar geçerli.
Empati herkesin dilinde ama pratiği yok.
Adalet, sadece başkasına lazım olduğunda savunuluyor.
Sosyal medyada öfke bol, cesaret ucuz.
Bir cümle yazıp rahatlıyoruz, sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Linç ediyoruz ama çözüm üretmiyoruz.
Bağırıyoruz ama dinlemiyoruz.
Hak arıyoruz ama bedel ödemeye yanaşmıyoruz.
En tehlikelisi de şu:
Anormallikler normalleşti.
Utanılması gereken şeyler “idare eder” oldu.
Sessizlik, erdem sanıldı.
Sonra da soruyoruz:
“Bu hale nasıl geldik?”
Cevap basit ama rahatsız edici:
Yavaş yavaş, alışa alışa, susa susa geldik.
Bu yazı birilerini kızdıracak, biliyorum.
Ama belki de artık kızmamız gereken yer yanlış insanlar değil, aynadaki yansımamızdır.
Çünkü herkes değişsin istiyor.
Kendisi hariç.
Yorum Yazın